|
Angel
|
 |
« : 15 Ekim , 2008, 13:20:25 » |
|
GEBELİK ÖNCESİ YAPILMASI GEREKENLER
Gebeliğin ilk adımı ve en doğru yolu, onu önceden tasarlamaktır. İdeal olarak gebe kalmak istediğiniz zamandan 3 ay öncesinde, doktorunuzla bir ön görüşme yapmanızda önemli yararlar vardır. Doktorunuz, sizin sağlık ve sosyal bakımlardan özgeçmişinizi değerlendirecek, muayenenizi yapacak, çeşitli tetkikler yapacak bu şekilde gebelik sırasında oluşabilecek anormal durumlar karşısında hem sizi hem de kendisini hazırlayacaktır. Ayrıca, gebelik öncesi vitamin (folik asit) desteği ile bebekte ortaya çıkabilecek sakatlıklara karşı tedbir alacaktır.
Doktorunuzun yapacağı tetkik ve muayeneler, önereceği tedaviler yanında sizin de yaşam tarzında değiştirmeniz gereken şeyler olacaktır.
Öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmelisiniz. Dengeli beslenmeyle kastedilen ana besin maddelerinin dengeli oranlarda tüketilmesidir. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Proteinden zengin bir beslenme şekli seçmelisiniz. Yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etler diyetinizde yer almalıdır. Mutlaka bol taze meyve ve sebze alınmalı, bunun yanında makarna, pirinç, baklagiller gibi farklı besin gruplarını da tüketmelisiniz.
Gebelik öncesi doktorunuza başvurduğunuzda destek tedavisi için folik asit kullanmanızı isteyecektir. Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren "B9 vitamini" yani folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı, gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu ve doğal gıdalarla yeterlince karşılanmadığı için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Folik asit eksikliğinde “nöral tüp defekti” denen sinir sisteminde omurilik kanalının tam kapanamamasına bağlı anomaliler olur. Özellikle, daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren mutlaka folik asit alımına başlamalıdırlar.
Sigara kullanıyorsanız, mutlaka bırakmalısınız. Sigara gebe kalma şansını azaltır ve gebelikte kullanıldığında düşük ve çocukta gelişme geriliğine neden olur. Alkol de bırakılmalıdır.
Stres ve endişeden uzak durmalısınız. Gebeliğe karar verdikten sonra gebelik oluşumunun ilk aylarda olmaması sizi strese sokmamalıdır. Her şey normal olsa, uygun zamanda ilişki olsa bile her ay için gebelik şansı %25 civarındadır. Normal düzenli ilişkiye rağmen bir kadının gebe kalamaması durumunda kısırlık incelemelerini başlatmak için genellikle çok aşikar bir anormallik yoksa 1 yıl beklenir. Bir yıl sonunda herhangi bir patolojisi olmayan çiftlerin bile gebe kalma şansı %98’dir. Yani %2 olguda her şey normal olmasına rağmen gebelik 1 yıl gecikebilir. Gebe kalma şansı düzenli adet görenlerde adetin 12-15. günlerinde en fazladır. Düzenli bir cinsel yaşam ve haftada 3 veya daha fazla ilişki gebe kalma şansını artırır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #1 : 15 Ekim , 2008, 13:21:46 » |
|
Doğurganlığı Artırma Yöntemleri
Çocuk sahibi olmayı gereğinden fazla mı ertelediniz? Yalnız değilsiniz. Çoğu kadın kariyer nedeniyle çocuk sahibi olmayı erteliyor. Ancak nereye kadar? Geç kalmış olmamak ve kötü sürprizlerle karşılaşmamak için biyolojik saatinizi yavaşlatarak doğurganlığınızı koruyabilirsiniz... Formsante Dergisi'nde yer alan habere göre; uzmanlar 30'lu yaşlardaki kadınlara doğal yollarla hamile kalmak için ortalama bir senelik süre biçiyorlar. Çünkü doğurganlık bu yaşlardan sonra azalıyor ve yumurta kalitesi düşüyor. Akıllıca olan bu sürece karar verdiğinizde doktora başvurmak; jinekolojik muayene ve testleri yaptırarak onun tavsiyelerini uygulamak. Bu aşamadan sonra bizim önerilerimiz de size yardımcı olabilir...
1. Sağlıklı beslenin Üreme potansiyelinizi maksimum seviyeye çıkarmak için sağlıklı bir beslenme biçimini benimsemek önemli. Folik asit deposu yeşil yapraklı sebzeler, demir içeren kırmızı et, kalsiyum içeren süt ürünleri, çinkodan zengin kuşkonmaz ve lifli besinler doğurganlığı besliyor. Yeni araştırmalara göre az yağlı süt ürünleri yumurtlamaya zarar verebiliyor. Uzmanlar normal yağ oranı içeren süt ürünlerinin tüketilmesini öneriyorlar.
2. Hafif egzersiz Yüzmek, temiz havada yürüyüş yapmak gibi vücudu zorlamayan egzersizler size iyi gelecek. Ancak her vaka kendine özgü olduğu için hamile kalmaya karar verdiğinizde durumunuzu öncelikle doktorunuza danışmalısınız.
3. Bilinçaltını rahatlatın Araştırmalar stresin yumurtlama ve döllenme süreçlerini olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Ayrıca sürekli hamile kalıp kalmadığınızı merak ederek yaşamak bilinçaltınıza tam tersi sinyaller vermek anlamına gelebilir.
4. Hayal edin İngiliz terapistlere göre hamile kalıp kalmadığınızı merak edip, stres yapmak yerine bu süreci olmuş gibi gözünüzün önüne getirip, hayalinizde canlandırmak işe yarayabilir. Yaratıcı imgeleme adı verilen bu tekniği uygulamak için gözlerinizi kapatın ve hamile kaldığınızı, bebeğinizin içinizde sağlıklı şekilde büyüdüğünü hayal edin. Olmuş gibi o sevinci yaşayın ve kesinlikle olumsuz düşünmeyin. Bu spiritüel bakış açısının bilimsel karşılığına bakarsak bu sürecin, endorfin salgılatarak stres hormonlarının etkisini azalttığını görebilirsiniz.
5. Güvenli seks yapın Klamidya gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar üreme tüplerini etkileyerek döllenme açısından ciddi sorunlar yaratabilir. Güvenli seksi tercih ederek ve düzenli check up yaptırarak doğurganlığınızı tehdit eden cinsel hastalıklardan korunabilirsiniz.
6. Sigarayı bırakın Sigaranın doğurganlığa zarar verdiğine ilişkin 20'den fazla tıbbi çalışma mevcut. Sigara dumanında bulunan toksik elementler yumurtanın şekline, yumurtlama ve döllenme süreçlerine zarar veriyor. Araştırmalara göre sigara içenlerin hamile kalma ihtimali, içmeyenlere göre yüzde 40 daha az. Aynı zamanda düşük yapma riskleri de daha fazla. Ancak bıraktıktan üç ay sonra döllenme sürecinin normale döndüğü söylenebilir. Ayrıca sigara bağımlılığı erken menopoza da sebep olabiliyor.
7. Tamamlayıcı terapilerden yararlanın! Akupunkturun adet döngüsünü düzene sokmaya yardımcı olduğu konusunda bulgular mevcut. Fertility and Sterility dergisinde yayınlanan makaleye göre tüp bebek tedavisi sırasında akupunktur yaptıran çiftlerde hamile kalma oranında yüzde 50 artış olduğu saptanmış. Akupunktur yönteminin rahim bölgesini rahatlatarak döllenmeye hazırladığı düşünülüyor. Aynı dergide yayınlanan bir başka çalışmada ise 5 hafta boyunca haftada iki kez akupunktur yaptıran erkeklerin sperm kalitelerinde belirgin şekilde artış saptandığı belirtiliyor. Hipnoz da hamilelik fikriyle ilgili duygusal problemleri aşmak amacıyla kullanılabiliyor. Yoga, meditasyon ve nefes terapisi ise hamile kalma sürecinde belirsizlikten kaynaklanan stresi azaltmak açısından faydalı.
Doğurganlıkla İlgili Merak Ettikleriniz...
- Doğum kontrol hapını bırakır bırakmaz hamile kalınabilinir mi? Doğum kontrol hapı kullanmış olmanın gelecekteki hamilelik potansiyelinizi olumsuz etkileyeceğine dair herhangi bir bilimsel kanıt yok. Ancak 30 yaşın üstündeyseniz ve 10 yıldan uzun süredir düzenli hap kullanıyorsanız döllenme sürecinin normal seyrine oturması için en az üç ay gerekiyor.
- Adet dönemlerim eskisinden daha az şiddetli ama daha uzun. Bu doğurganlığımın azaldığının işareti mi? Adet düzeninizdeki herhangi bir bozukluğun hormonlarınızdaki değişimle ilgili olma ihtimali yüksek. Bu yaşınızın ilerlemesinden kaynaklanıyor olabilir. Yaşınız 35'ten yüksekse doktorunuzun tavsiyesiyle yaptıracağınız bazı kan testleri sizin yumurtlama potansiyeliniz hakkında en sağlıklı sonuçlara ulaşmanıza yardım edecek.
- Çocuk sahibi olmayı en fazla ne kadar erteleyebilirim? Doğurganlığı etkileyen en önemli faktör yaş. Uzmanlar genellikle 35'ten önceki hamilelikleri destekliyorlar. 38 yaş civarında ise doğal yolla hamilelik şansı hızla azalıyor. Ancak burada kriter sizsiniz. Psikolojik ve sosyal olarak kendinizi hazır hissetmeniz her şeyden önemli.
- Ne kadar sürede hamile kalabilirim? Yapılan araştırmalara göre bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin yüzde 25'i mutlu haberi ilk ayda, yüzde 75'i ise 6 ay içinde alıyor. Bu süreyi aşan çiftlerin yüzde 90'ı bir senede yüzde 95'i de iki sene içinde hamilelik haberini alıyorlar. 20'li yaşlarda iki sene boyunca düzenli ilişkiye rağmen hamile kalamıyorsanız mutlaka doktora başvurmalısınız. 30 yaş civarında ise 6 ay ila 1 sene içerisinde doktora başvurmanız öneriliyor.
- Bir ay boyunca ilişkiye girseniz bile hamile kalma olsalığının sadece iki gün içinde gerçekleştiği doğru mu? Hayır. Bir kadının yumurtlama günü âdetin başladığı günden sonraki 14. gün (birkaç gün öncesi ve sonrası dahil). Adet bittiği günden itibaren yumurtlama gününüze kadar düzenli cinsel ilişki bebek yapma amacınıza hizmet edecek. Yumurtlama gününden 48 saat sonraki ilişkilerin hamilelikle sonuçlanma şansı ise çok az.
- Eğer hamile kalamıyorsam tüp bebek benim tek şansım mı? Bu durumda müdahalenin üç aşaması var. Önce ilaçla yumurtalıklar yumurta üretimi için uyarılıp canlandırılıyor. Bu işe yaramıyorsa ikinci aşamada aşılama yapılıyor. Yani yıkanmış spermler cinsel ilişki olmaksızın enjektör aracılığıyla yumurtlama döneminde rahmin içine veriliyor. Hamilelik yine gerçekleşmezse üçüncü aşamada doktorunuzun karar vereceği yöntemle tüp bebek ya da mikroenjeksiyon gibi diğer yardımcı üreme tekniklerine başvuruluyor.
- Hamile kalmak için ne kadar sıklıkla birlikte olmak gerekir? Yumurtayı dölleyecek spermin hareketli ve en fazla iki günlük olması gerekiyor. Sperm sayısı ve kalitesini korumak adına adet dönemi sonrası gün aşırı ve tercihen sabah saatlerinde ilişkiye girmek öneriliyor.
- Annem menopoza erken girdi. Doğurganlık miras kalan genetik bir özellik mi? Üreme potansiyelimizin genetik yapımızla birebir bağlantılı olduğu söylenebilir. Annenizin kaç yaşında menopoza girdiğini bilmek sizin için faydalı. Eğer anneniz erken menopoza girdiyse sizin de aile planlarınızı yaparken bu faktörü göz önüne almanız tavsiye ediliyor.
"Alkole ve Kahveye Dikkat!"
Türk-Alman Jinekoloji Derneği Başkanı Profesör Doktor Cihat Ünlü, hem kadınların hem de erkeklerin çok fazla sigara, kahve ve alkol tüketmelerinin doğurganlığı olumsuz etkilediğini belirtiyor. Prof. Dr. Cihan Ünlü bu konuda ayrıca şunları da hatırlatıyor: "Unutmamanız gereken bir husus da farklı hastalıklar için kullanılan ilaçlara dikkat edilmesi. İlaçları kullanmadan önce mutlaka doktora danışmalı. Çünkü bazı ilaçlar erkeklerde sperm sayısını azaltabildiği gibi kadınların da doğurganlığını etkileyebilir. En önemli etkenlerden biri de bağımlılık yapan ilaçlar. Bu ilaçlara dikkat edilmeli ve bu maddelerin kullanımının üreme potansiyeli için oldukça tehlikeli olduğu unutulmamalı." Prof. Dr. Cihat Ünlü, erkeklerin başka kadınlarla ilişkiye girmesinin de, doğurganlığı olumsuz etkileyebileceğini anlatıyor. Böyle bir durumda erkek enfeksiyon kapıyor ve kadının da aynı enfeksiyonu almasına neden olarak kadının doğurganlık kapasitesine zarar verebiliyor.
Doğurganlığınızı Testlerle Ölçtürün
Acaba vücudunuz hamile kalmaya hazır mı? Biyolojik saatinizin düzenli çalışıp çalışmadığını öğrenmek için doktorunuzun tavsiyesiyle şu testleri yaptırabilirsiniz.
FSH Testi ( Folikül uyarıcı hormon testi): Çok yüksek ya da düşük seviyelerde sonuçlar alınması üreme sürecinde aksama olduğunun işareti sayılabilir.
Estradiyol Testi: Östrojen hormonunun yeterli seviyede olup olmadığını kontrol için yapılıyor. Düşük çıkması hormon dengesizliği ya da menopoz başlangıcı anlamına gelebilir.
LH Testi (Luteinizan hormonu testi): Yumurtlamayı başlatan Luteinizan hormonunun seviyesini belirliyor. Yüksek seviyelerde çıkması polikistik over sendromuna işaret edebilir.
İnhibin B Testi: Bu proteinin düşük seviyede çıkması yumurtlama potansiyelinin az olduğuna işaret edebilir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #2 : 15 Ekim , 2008, 13:22:21 » |
|
Eğer 1 yıldan uzun süredir denemenize rağmen hala hamile kalamamışsanız bunun fiziksel sebepleri olup olmadığının araştırılması gerekir. İlk olarak bir kadın doğum doktoruna gidilip gerekli incelemeler yapılmalıdır. Hamile kalamamanın belli başlı sebepleri şunlardır:
* Kadında iki fallop tüpünün de tıkalı olması * Kadında yumurta hücresi üretilmemesi * Erkeğin sperm sayısının çok düşük olması (oligaspermi) * Spermlerin çok zayıf olması * Hiç sperm olmaması (azospermi) * Erkeğin sperm üretiminin mormal olmasına karşın peniste sertleşme olmaması, erken boşalma gibi sebeplerle spermin yumurtaya hiç ulaşamaması
Kadının ovülasyonu ile ilgili problemler şunlar olabilir: Ovülasyon hiç olmayabilir. Bu durumda kadın şimdiye kadar hiç adet görmemiştir. Bu nadir görülen bir nedendir. Kadın menapoza girmiş olabilir ya da 35-40 yaşlarında erken menapoza girmiş olabilir. Erkekler ölene kadar sperm üretebildikleri halde kadınlar anne karnında belirlenen sayıda yumurta hücresi üretebilirler. Bu sayı 400 civarındadır. Ülkemizde menapoza girme yaşı 50-55 arasındadır. Erken menapoza girmek yumurta hücrelerinin çabuk tüketilmesi ile ilgili olabilir ve araştırılması gereken bir tıbbi durumdur.
Erkekde sperm üretimi normalse ve kadında ovülasyon problemi yoksa döllenme yine de gerçekleşmeyebilir. Yumurta ile spermin bir yerde birleşmesi gerekmektedir. Bunun için de uzun bir yolculuk yaparlar.İşte yolculuk sırasında yolun iki tarafının da açık olması gerekir.
Ovülasyon gerçekleştiğinde ovül (yumurta hücresi) karın boşluğundan fallop tüpünün uçlarında bulunan saçaklar yardımıyla tüpün içine geçerler ve tüp boyunca yolculuğuna devam ederken spermin onu bulup döllemesi gerekir. Bu arada sperm vajinadan yukarı uterusa doğru çıkar ve fallop tüpüne geçer. Burada yumurtayı bulup dölleyebilirse döllenen yumurta hücresi yani embriyon yolculuğuna devam eder ve uterusda kendine uygun bir yer seçer böylece hamilelik süreci başlamış olur.
İşte sorunların büyük çuğunluğu fallop tüplerinin ikisinin de tıkalı olduğu durumlarda yaşanır. Kısırlığın büyük çoğunluğu bu sebeptendir. Miyomlar büyük ya da konumu gereği kötü bir yerde ise tüpleri tıkayabilir ve kısırlığa yol açabilirler. Pelviste yapışıklıklar olabilir. Bunlar tüplere baskı yaparak tıkanmaya sebep olabilir.
Kadının kızlık zarı çok kalın olup sperme geçit vermeyebilir. Bazı doğumsal kusurlar olabilir. (Vajina, serviks veya uterusun doğuştan olmaması gibi)
Bazı kadınlarda sperme karşı antikorlar oluşabilir. Bu antikorlar spermin hareketini engelleyerek döllenmeye engel olabilirler.
Son yıllarda belirli bir teşhis konulamamasına rağmen hamile kalamayan kadınlardan bazılarında bağışıklık sistemindeki bozuklukların kısırlığa yol açtığı bulunmuştur. Bunlar genelde embriyonun tutunamamasına ya da erken dönemde düşüklere sebep olurlar. Lenfosit aşısı ile tedavisi mümkündür
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #3 : 15 Ekim , 2008, 13:23:24 » |
|
TÜPLERİN BİRİNİN VEYA İKİSİNİN KAPALI OLMASINA BAĞLI İNFERTİLİTE (TUBAL FAKTÖR)
Kadına bağlı infertilite nedenlerinin önemli bir bölümünü tüplerde olan problemler oluşturmaktadır. Bu durum ameliyatla aşılamayacak gibiyse direkt tüp bebek tedavilerine geçmeyi de gerektirebilmektedir.
İnfertilite nedeniyle başvuran çiftlerde yapılan muayene ve ultrasonografi sonrası istenen sperm tahlili normal sonuç vermişse mutlaka bir rahim filmi (histerosalpingografi) çekilerek kanalların durumunu değerlendirme önerilir. Özellikle sık akıntılı vaginal enfeksiyon (iltahaplanma) geçiren, daha önce tüberküloz (verem) tanısı konulmuş, birden fazla kürtaj geçirmiş, sezaryen veya patlamış apandisit gibi karın içi ameliyat geçirmiş hanımlarda tüplerde sorun olma olasılığı yüksektir.
Genellikle rahim filminde tüplerden bir veya ikisinde tıkanıklık tespit edilmiş ise veya kapalı olduğu yönünde şüphe var ise bir sonraki aşama laparoskopi denilen bir ameliyattır. Aslında laparoskopik ameliyat anestezi altında yapılan fakat sonrasında hastanede yatış gerektirmeyen, göbekten ışıklı bir aletle girilerek tüplerin açık olup olmadığını o esnada verilen ilacın karın içine geçişi ile görmemizi sağlayan, eğer varsa karın içi yapışıklıkları da tespit etmemizi ve hatta bu yapışıklıklara müdahale etmeyi de mümkün kılan bir yöntemdir. Tüplerin geçirgenliğini değerlendirmede laparoskopi altın standard yani en iyi yöntem olarak kabul edilmektedir
Eğer tüplerden biri kanal filmi veya laparoskopi ile açık diğeri kapalı tespit edilmiş ise aşılama da tedavi yöntemlerinden biri olabileceğinden denenebilir. Hatta tek tüpün açık olması durumunda başarı oranı düşük olsa da kendiliğinden gebelik şansı da mevcuttur. Fakat uzun süreler kendi haline bırakıp beklemek ya da aşılamalarla vakit geçirmek de önerilmemektedir. Unutulmamalıdır ki tek tüpün kapanmasına yol açan neden diğer tüp açık görünse bile az ya da çok onu da etkilemiş olabilir.
Eğer rahim filmi ile her iki tüp de kapalı olarak tespit edilmiş ve tüplerin içi sıvı dolu hidrosalpenks dediğimiz yapılar halini aldığı gözleniyor ve bu yapılar ultrason ile de izlenebilir hale gelmiş ise ameliyat ile bunların açılması ve gebeliğin gerçekleşmesi şansı son derece düşüktür. Dolayısıyla tüp bebek işlemi uygulanmalıdır.
Ancak böyle bir durumda tüp bebek tedavisine geçmeden önce tüplerin bu hasarlı yani içi sıvı dolu bölümleri laparoskopi ile çıkarılmalıdır. Bu sıvı içeriğinin embryolar rahime transfer edildikten sonra embryonun rahim içinde yerleşmesi ve gelişmesi üzerine kötü etkiler oluşturabileceği öne sürülmektedir. Dolayısıyla tüplerin içi sıvı ile dolu bu kısımları yani hidrosalpenks dediğimiz yapılar tüp bebek tedavi başarısını negatif yönde etkilemektedir.
Tüplerin rahimden ayrıldığı yerin başlangıcından itibaren olan kanal tıkanıklığı söz konusuysa mikrocerrahi ile belli bir oranda başarı şansı mümkündür. Ayrıca operasyonla eğer tüpler başarılı bir şekilde açılabilirse gebelik ve doğum sonrası tekrar kendiliğinden başka gebelikler de oluşabilecektir. Ancak bu tür bir kanallarda tıkanıklık açma operasyonunun başarılı olması ve gebelik oluşması için bu işi yapacak cerrahın mutlaka bu konuda özel bir eğitim (mikrocerrahi eğitimi) almış olması gerekir.
Yine de günümüzde tüplerde görülen hasarlı bölümlerin tamiri ya da ameliyat ile düzeltilmesi ise çok da fazla kabul görmemekte ve ameliyatlarla oluşabilecek yeni yapışıklıklar nedeni ile başarı şansı çok da artmayacağından bu gibi durumlarda daha ziyade tüp bebek tedavilerine geçmek önerilmektedir.
Bunun bir başka sebebi de günümüzde tüp bebek tedavilerindeki başarı oranlarının eskiye göre daha da artmış olmasıdır.
Tüplerin birinde veya ikisinde problem tespit edilerek gerek aşılama gerekse tüp bebek tedavilerine alınan hastalarımızda gebelik oluştuğunda ilk dönemler dış gebelik açısından şüpheci olunmalı ve bu ihtimalin normal toplumdaki orandan daha yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bilindiği gibi dış gebeliğin erken teşhisi hayat kurtarıcıdır.
• Eğer kanallar açık ve normal görünümde iseler kadının normal şekilde yumurtlayıp yumurtlamadığı araştırılır. Birçok yöntem kullanılmasına rağmen günümüzde en sık olarak kan tahlili (adetin 21. Günü) ve ultrasonografi ile araştırılır.
Yumurtlama problemi varsa ve kalıcı ise o zaman hekim yumurtlamayı sağlamak için ilaç tedavisi uygular. Yumurtlama olmamasının en sık rastlanan sebebi Polikistik over (yumurtalık) hastalığıdır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #4 : 15 Ekim , 2008, 13:23:58 » |
|
Yumurtlama tedavisi nasıl oluyor ?
Yumurtlama güçlüğü olan kadınların tedavisi altta yatan nedene göre farklılık gösterir. Bu tedavide amaç mümkün olduğunca doğal fizyolojiyi taklit etmeye çalışmaktır. Doğal olan, bir adet dönemi boyunca bir adet yumurtanın olgunlaşıp adetin 12-14. günlerinde çatlamasıdır. Bu nedenle yumurtalıklardan yumurta geliştirici tedavilerin bu doğal gelişime paralellik göstermesi gerekir.
Yumurtlama sorunu olan kadınlarda en sık rastlanan sorunun Polikistik over (yumurtalık) hastalığı olduğunu söylemiştim. Bu kadınlarda başlangıçta detaylı inceleme yapmadan 3-6 ay arası basit ve ucuz haplarla tedavi yapmak mantıklı bir yaklaşım olacaktır.
Bu amaçla kullanılan ilaçların başında klomifen içeren haplar gelir. Genellikle adetin 5. günü başlayıp beş gün süre ile kullanılır. Bu ilaç kullanımı sırasında yumurtalıkların gelişimini izlemek de yerinde olur. Tedaviye en düşük dozdan başlanıp yumurtlama sağlanana kadar doz bir hap arttırılabilir. Ancak genellikle günde 3 haptan fazlasına yanıt verme şansı azdır.
Yumurtlama sağlanan doz saptandıktan sonra en az 3 adet dönemi aynı dozla yumurtlama sağlanıp kadının gebe kalması beklenir. Yumurtlama problemi olan Polikistik Overli kadınlarda klomifen içeren haplarla yumurtlama % 75 oranında sağlansa da gebelik oranı % 30'ları geçmez. Yani yumurtlamanın sağlanması gebelik için garanti değildir.
Eğer klomifenle yumurtlama sağlanamazsa ya da yumurtlama olmasına rağmen gebelik oluşmazsa o zaman neler yapılır?
Bu kadınlarda genellikle ikinci seçenek olan iğne tedavisine başlanmalıdır. Bu amaçla kullanılan iğneler kadınlık hormonu olan estrojeni uyaran üreme hormonlarını içerirler.
İğne tedavisi günlük olarak yapılır. Bu tedavi sırasında yumurtaların gelişimini yakından izlemek gerekir. Bu konuda yeterli tecrübesi olmayan hekimler biran önce sonuç almak için bu iğneleri gereksiz yere ya da gereğinden çok yüksek dozlarda kullanabilirler. Böylece bu tedaviler sonunda aşırı uyarılma sendromu denilen tablolar ya da zaman zaman medyada da yer alan (yedizler örneğinde olduğu gibi) çoğul gebelikler oluşmasına neden olur.
Bu nedenle iğne tedavisinde hekim de sabırlı olmalı, en düşük dozdan başlayarak belli sürelerle yumurtaların gelişimine göre dozu ayarlamalıdır. Bazan bu tip ayarlama 3-4 hafta kadar da sürebilir.
Bazen yumurtlama olmamasının sebebi beyindeki hipotalamus veya hipofiz bölgesinden salınması gereken hormonların yetersiz salgılanması ya da hiperprolaktinemi (süt hormonu yüksekliği) veya hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) gibi başka bir hormonal problem olabilir. Bu sorunların herbirinin tedavi şekilleri farklıdır.
Verilecek tedaviyle yumurtlama sağlanmasına rağmen 2-3 ay içersinde kadın gebe kalamazsa o zaman aşılama yöntemine başvurulur. Aşılamanın her bir deneme için başarı şansı % 10-15 civarındadır. Bu işlemle de başarı sağlanamaz ise (3-4 kez yapılmasına rağmen) o zaman tüp bebek denemesi önerilir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #5 : 15 Ekim , 2008, 13:24:42 » |
|
Gebelik öncesi hazırlık ve ilk hisler 
Çiftler genelde hamile kalmamak için büyük çaba sarf ederler ve çeşitli yöntemlere başvururlar. Ancak bir bebek sahibi olmaya karar verdikleri anşaşırtıcı gerçekle karşılaşırlar. Bu şudur; aslında bir aylık adet periyodunda hamile kalacabileceğiniz zaman 4 gün kadar kısa bir zaman dilimidir. Bu kısazaman dilimi döllenmeye hazır olgun bir yumurtanın yumurtalığınızdan atılarak tüplerden rahme geçişine kadar olan zaman dilimini kapsar. Eğer bu 4günlük kısa dönemde yumurta döllenmezse adet kanamanız başlar.
Bu sebepten dolayı hamilelik şansınızı arttırmak için tam bu kısa yumurtlama döneminde ilişkiye girmeniz gerekir. Peki siz bu döneminizi nasılbelirleyebilirsiniz? Bunun için değişik metotlar vardır. İlk olarak adet günlerinizin tarihini kaydederek kendi adet takviminizi oluşturabilirsiniz. Özellikle düzenliadet gören hanımlarda bu çok işe yaramaktadır. Normalde kadınların adet dönemleri 24-36 gün arasında değişmektedir. Bir sonraki adet döneminintahmini başlangıcından 14 gün evveline gidildiğinde iki gün öncesini ve iki gün sonrasını alarak bu dört günlük zaman dilimini bulursunuz. Bu dört güniçinde bulunduğunuz adet döneminin ortalarına denk gelir.
Doğum kontrol yöntemi kullanmayan ve haftada 2-3 kez düzenli ilişkiye giren çiftlerin ilk yıl içinde hamilelik başarı oranları %80’dir.%10-15’i ise ikinciyılda başarıya ulaşırlar. Ancak ilk bir yıl içinde hamile kalamayanların kısırlık açısından tetkik edilmesi doğru olur.
Gebeliğin ilk belirtisi sıklıkla geciken bir adettir. Sabah halsizliği ve günün her saatinde gelebilen bulantı hissi,gebeliğin diğer erken belirtilerdendir.Bazı kadınlarda sabah halsizliği daha ağır seyredebilir.Küçük ama sık öğünlerle midenizi hiç bir zaman tam olarak aç bırakmayarak ve biraz daha fazla dinlenerek sabah halsizliklerini bir derece hafifletebilirsiniz.Bazen sabahları kalkmadan yenilen birkaç adet kraker ya da benzeri kuru besin maddelerinin alınması ve kızarmış,baharatlı ya da asitli gıdalardan uzak kalınması da bu konuda size yardımcı olabilir.Bulantı oluşmasına neden olabilecek yiyecekler de dahil olmak üzere kokulu her nevi maddeden uzak kalınmalıdır.Sıklıkla,sabah halsizlikleri ilk trimestrinin sonunda genllikle kaybolur.Bir çok kadın gebelikleri boyunca oluşabilecek olan bulantıdan tedirginlik duymasına rağmen,bunun korkacak bir şey olmadığını bilmeleri gerekir.Eğer bulantılar ve kusamalar kilo kaybına yol açacak kadar fazla olsa da bebeğiniz uterus ( rahim ) içinde iyi bir şekilde korunmaya devam edecektir.Ancak bununla birlikte halsizlik ve kilo kaybı olduğunda ya da idrar mikterınızda azalma ve renginde koyulaşma farkederseniz mutlaka doktorunuzla temasa geçiniz.Bu durumda doktorunuz muhtemelen önlem olarak damar içi sıvı tedavisi ve bulantıları kesmek için ilaç tedavisi önerecektir.
Bazı kadınlarda da sabah halsizliğine ek olarak ,gebeliğin ilk iki yada üç haftasında tat alma duyusunda değişiklikler olabilmektedir.Aşerme de denilen bu durum bazı gıdalara karşı aşırı istek duymakla kendini gösterecektir.
Bunların dışında şu gibi değişiklikleri de farkedeceksiniz. Göğüsleriniz dolgunlaşacak ve muhtemelen daha hassas hale gelecek,aerola denen,meme ucundaki koyu renkli halka genişleyecek ve daha da koyulaşacaktır. Vücudunuz süt yapmaya başlama hazırlıkları içinde olduğundan areola üzerindeki bezler daha dışarı doğru fırlayacak ve meme üzerinde silik bir şekilde görünen mavi renkli venler ( ince toplar damarlar ) daha belirginleşerek,bariz görülür hale geleceklerdir.Bu aşamada ya da gebeliğinizin herhangi bir döneminde mukotik ( sümüksü ) bir vajinal akıntı da başlayacaktır.
İlk üç ay içinde kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz.Eğer yorgunluk hissediyorsanız dinlenmek için kendinize ekstra zaman ayırmaya çalışmalısınız.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #6 : 15 Ekim , 2008, 13:25:23 » |
|
Gebelik oluşumundan 1.5 ay sonra, kesinlikle idrara daha sık çıktığınızı farkedeceksiniz. Buna rağmen sabah halsizlikleri ve şişkinlik bu süre içinde devam ediyor olabilir. Kabızlık çekebilir ve içinizin yandığı hissedebilirsiniz. Eğer göğüslerinizdeki değişimler daha önce meydana gelmemişse bile artık oluşmaya başlayacaklardır. Ayrıca, adet öncesi dönemlerdekine benzer şekilde aşırı duyarlılık , hassasiyet ve hatta sinirlilik gibi psikolojik değişiklikler de farkedeceksiniz.
Gebeliğin ilk 6. haftası gibi erken bir dönemde, inanılmaz görülse de , tamamen oluşmamış olmasına rağmen bebeğin kalbi atmaya başlayacaktır. Bacak ve kolları daha sonra oluşmakla birlikte kalçaları teşkil etmeye başlar. Kafa, üzerinde gözlerin de leke halinde farkedileceği şekilde oluşmaya başlar. 7.haftada vücutla uyumsuz olacak şekilde büyük bir kafa, henüz ayrı olarak farkedilemeyen el ve ayak parmakları , nazikçe kapalı göz kapakları ve iyi bir cilt ile fetüs, henüz normal bir insan görünümü kazanmamıştır. Kaslar henüz çalışmamakla birlikte,kulaklar, kaburga kemikleri,kollar,bacaklar ve omurga giderek sertleşmeye başlar.Cinsel organlar tamamlanmamış olmakla birlikte seçilebilir ve alt çene de bu dönemde şekillenmeye başlar.Fetüs yutkunabilir ve bu erken dönemde kendi idrar kesesinden,amniotik sıvı içine idrarını yapar. Tüm bu oluşumlar halen çok küçüktür ve ancak çok özel tekniklerle görülür hale gelebilirler.
Bu dönemde yapılan kontrol amaçlı ultrasonografik tetkik sırasında sadece kalp atımına ait titremeler izlenebilir. Ultrason çok daha geç dönemlere kadar, örneğin fetal cinsiyet gibi detayları ayırt edemez.
13.haftada, embriyo hareket edebilmekle birlikte , uterus içinde çok küçük kaldığından siz onun hareketlerini henüz hissedemeyeceksiniz. Omurgası ve iç organları teşekkül etmeye başlamıştır. Fetüsün boyu 5 cm den 7 cm ye çıkmış kilosuda 29 gr kadar artmıştır.
Bu değişimler en gelişmiş ultrason ile dahi henüz izlenememekle birlikte, baş ve vücut büyümeye devam eder, diş yuvaları alt çenede belirmeye başlar. İnanılmaz ama,emme reflexi gelişmiştir ve fetus parmağını emebilir ve doğal olarak amniotik sıvıyı yutar,kas yapıları gelişmeye başlar ve beyin, kas hareketlerini kontrol etmeye başlar.Göbek kordonu plasentadan fetüse gerekli maddeleri taşırken,fetüsteki artık maddeleri de sizin dolaşım sisteminize geri getirir. Birinci trimestrinin sonunda bebeğiniz,artık embriyo yerine fetüs ismini hakeder.
12.haftadan sonra vücudunuzda yeni değişimler farkedeceksiniz. Çoğu kadın bu dönemde sabah halsizliklerinin kaybolduğunu ifade etmektedir. Meme başları ve aerola tamamen koyu renklenmiştir,uterus, karından elle hissedilebilecek kadar büyüyerek pelvis dışına doğru yükselir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #7 : 15 Ekim , 2008, 13:26:05 » |
|
Hamileliğin özellikle ilk dört ayında bulantı ve kusmaya sık rastlanmaktadır. Bu semptomlar BHCG adı verilen gebelik hormonunun yüksekliğine bağlıdır. Bulantı ve kusmayı azaltmak için sık sık azar azar yenmelidir. Yağlı ve baharatlı gıdalardan kaçınılmalıdır. Sabah aç karına tuzlu kraker gibi kuru gıdaların alınması, sıvıların yemeklerden bir ila iki saat önce alınması bulantıları azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Gebelikte yükselen progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisi nedeniyle sindirim sisteminde gaza bağlı şişkinlik, hazımsızlık, kabızlık ve mide yanması gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Günde en az iki litre sıvı ve lifli besinlerin ağırlıklı olarak tüketilmesi kabızlığın giderilmesine yardımcı olmaktadır. Yemeklerden sonra en az bir saat yatmamak yiyeceklerin mideden yemek borusuna geri kaçışını önleyeceği için mide yanmasını azaltmaktadır. Diş etlerinde şişme ve kanama hamilelikte sıkca görülür. Böyle bir durumda genelde ağız hijyeninin sağlanması yeterlidir.
Gebelik sürecinin ilk aylarında anne adaylarında aşırı bir yorgunluk hissi ve uyku hali normaldir. Fırsat buldukça isitrahat edilmelidir. Gebeliğin ilk yarısında dolaşım sistemindeki değişikliklere bağlı tansiyonda düşme, baş dönmesi ve bayılma hissine yol açabilir. Büyüyen rahimin idrar kesesi kapasitesini azaltmasına bağlı olarak gebeliğin ilk üç ayında ve son üç ayında sık idrara çıkma ihtiyacı doğmaktadır. İdrar yolu enfeksiyonlarını önlemek amacıyla idrara çıkma ertelenmemeli, sık sık mesane boşaltılmalıdır. Gebelikte yükselen östrojen hormonu seviyesi vajinal akıntıda belirgin bir artışa neden olmaktadır. Bu koyu kıvamlı, açık renkte, kokusuz bir akıntıdır, kaşıntı eşlik etmez. Günlük ped kullanımı gerekebilmektedir. Gebelikte rahimin büyümesi ile birlikte rahimi yerinde tutan bağların gerilmesine bağlı karın ve kasık ağrıları olmaktadır. Bu tür ağrılar pozisyon değiştirmek ve sıcak uygulanması ile azalabilmekte, bazı durumlarda doktor kontrolü altında ağrı kesici kullanımı gerekmektedir.
Gebelikte toplam alınması gereken kilo gebelikten önceki vücut ağırlığına göre saptanır. Genelde hamilelik süresince 11 ila 16 kilo veya ortalama 12.5 kilo alınması normaldir. Anne adayının vücudunda oluşan bu değişikliklerin çoğu doğum sonrası altı haftalık loğusalık dönemi süresince eski haline döner.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #8 : 15 Ekim , 2008, 13:26:42 » |
|
HAMİLE KALMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER ::
Hamilelik her kadın için çok özel bir dönemdir ve bu dönemde hemen her anne adayı hem kendisi hem de bebeğinin sağlığını düşünerek son derece özenli davranması gerektiğini bilir. Günümüzde artık sadece hamilelik oluştuktan sonra değil hamilelik öncesinde de uygulanacak bazı yaklaşımların önemi ortaya konmuştur. Hamilelik sırasında bebeğin gelişiminde en önemli ve hayati aşamalar hamileliğin başlangıç döneminde yani anne adayı henüz hamile olduğunu fark etmeden önce oluştuğu için bu erken aşamada bilinçli davranarak bebeğinizi bazı enfeksiyonlardan, hastalıklardan, besin eksikliklerinden ve çevresel hasarlardan koruyabilirsiniz.
Hamile kalmadan birkaç ay önce doktor kontrolünden geçmeniz faydalı olacaktır. Kan grubunuz, hepatit B ve kızamıkçık gibi hastalıkları geçirip geçirmediğinizi anlamak üzere kan testi yaptırabilirsiniz. Bütün hastalıklar hamilelik döneminde anne ve bebek için tehdit oluşturur. Hamilelik sırasında geçirilen bazı hastalıkların (su çiçeği, kızamıkçık, hepatit gibi) anne ve bebek sağlığı üzerindeki etkisi, hastalığın hamilelik dışında geçirilmesinden daha fazladır. Özellikle bebeklerde geri dönüşü olmayan sonuçlara, sakatlıklara yol açmaktadırlar ve çoğu zaman bebekler kaybedilmektedir.
Doktora başvurduğunuzda;
- Bugüne kadar yaşadığınız tıbbi problemler konusunda doktorunuzu bilgilendirmeniz gerekir.
- Jinekolojik muayene ile özellikle rahim ve rahim ağzının değerlendirilmesi gereklidir.
- PAP Smear testi ile rahim ağzı kanseri açısından kontrolünüz mutlaka yapılmalıdır.
- İdrar testi, idrar incelemesi ile idrar yolu enfeksiyonları ve böbreklerinizle ilgili problemler tespit edilebilir.
- Anne adayının ve eşinin kan gruplarının belirlenmesiyle kızamıkçık, sarılık, taksoplazmozis gibi hamilelik sırasında geçirildiği takdirde bebekte anormalliklere yol açabilecek enfeksiyonlara karşı bağışıklık durumunun belirlenmesi gerekir.
- Kan basıncının (Tansiyon) yüksek bulunması halinde hamilelik öncesinde gerekli önlemlerin alınması gerekir.
- Cinsel temas yoluyla geçen klamidya, üreoplazma gibi enfeksiyonların tespit edilmesi ve düşüklere yol açabilen bu enfeksiyonlara karşı hamilelik öncesinde gerekli tedavinin yapılması gerekir.
- Tiroit bezinin fonksiyonu ile ilgili problemler hamileliğin elde edilmesini ve sağlıklı bir şekilde devam etmesini engeller. Tiroit bezine ait bozukluklar tedavi edildiğinde sağlıklı bir bebek sahibi olmak mümkündür.
Yüksek tansiyon veya şeker hastalığı gibi özel durumlar hamileliğinizi etkiler. Ailenizde genetik bozukluğa bağlı bir hastalık varsa ve 35 yaşın üzerinde iseniz bir genetik uzmanına başvurabilirsiniz.
Sağlıklı beslenme ve kilo dengesini koruyarak vücudunuzu hamileliğe hazırlayabilirsiniz. Bazı hekimler hamilelikten 3 ay önce başlamak üzere günde 400 mcg Folik asid (B vitamini) alınmasını önerir. Folik asid hamileliğin ilk 3 ayı içinde oluşabilecek nöral tüp defekti adı verilen beyin ve omurilikteki bozuklukları önlemeye yardım eder. Folik asidi içeren besinleri de bol tüketmenizde fayda vardır. Bunlar; portakal suyu, yeşil lifli sebzeler, kuru ve doğal baklagillerdir.
Egzersiz yapmaya şimdiden başlayabilirsiniz ve hamileliğiniz süresince de çok ağır olmamak koşulu ile egzersize devam edebilirsiniz. Sigara ve alkol kullanıyorsanız bunları kesmelisiniz çünkü bebek üzerinde zararlı etkileri vardır. Doktora danışmadan ilaç kullanmamalısınız ancak halihazırda bir hastalığınız sebebi ile ilaç kullanmak zorunda iseniz hastalığınızı ve kullandığınız ilacı doktorunuzla konuşmalısınız.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #9 : 15 Ekim , 2008, 13:27:36 » |
|
Sperm arttırıcı karışımlar
havuç kürü : Taze sıkılmış havuc suyunu hiç bekletmeden içine bir kaç damla yağ damlatarak , sabah akşam aç karnına 1 bardak ..
keçi boynuzu :6-7 adet keçi boynuzunu küçük küçük kırıp yarım litre suda 3 dakika kaynatıyosun .. yalnız k.boynuzunu kaynayan suya ilave ediyosun 3 dakikadan sonra ocağı kapatıp 20 dakika bekletiyosun sonra keçi boynuzunu içinden çıkarıyosun yine bunuda ilk hafta sabah akşam aç karına yarısını sabah yarısını akşam içecek.sonraki 3 ay akşamları aç olarak kullanılıyor.. HİNTLİ BİLİM ADAMLARI BAZI MEYVELER VE DENİZ ÜRÜNLERİNDE BOL MİKTARDA BULUNAN LİKOPEN MADDESİNİN ERKEK KISIRLIĞINI TEDAVİ ETTİĞİNİ ORTAYA ÇIKARDI. ARAŞTIRMA YENİ DELHİ'DEKİ HİNDİSTAN TIBBİ BİLİMLER ENSTİTÜSÜ'NDE YAPILDI. YAŞLARI 27 İLE 49 ARASI DEĞİŞEN 30 KISIR ERKEK 3 AY BOYUNCA LİKOPEN MİKTARI YÜKSEK OLAN YİYECEKLERLE BESLENDİ. 1 İLE 20 YIL ARASIN DA KISIR OLAN VE NEDEN KISIR OLDUKLARI BİLİNMEYEN DENEKLERDEN 19'UNUN PARTNERİ HAMİLE KALDI.
SAYISI ARTIYOR: BİLİM ADAMLARI ANTİOKSİDAN İŞLEVİ GÖREN LİKOPENİN SPERM HAREKETİNİ ARTIRDIĞINI BELİRTİYOR. HASTALAR MENİDE KALİTE YETER SİZLİĞİ, ANORMAL MENİ YAPISI VE HAREKETSİZLİĞİ GİBİ RAHATSIZLIKLARDAN ŞİKAYETÇİYDİ. SONUÇTA LİKOPEN DÜZEYİ İLE KISIRLIK ARASINDA DOĞRUDAN BİR İLİŞKİ BULUNDU. TEDAVİ SONRASINDA HASTALARIN YÜZDE 67'SİNDE GELİŞ ME KAYDEDİLDİ. SPERM HAREKETLİLİĞİ YÜZDE 73'ÜNDE ARTARKEN, YÜZDE 63'ÜNDE SPERM YAPISI DA GELİŞTİ.
MUCİZE YİYECEKLER: * KARPUZ * ISTAKOZ * İSTİRİDYE * KALAMAR * MİDYE * ÜZÜM * DOMATES * PAVURYA hiç spermi olamayn bir kişi 3 sene sonra 3 ay bir bitkisel ilaç kullanrak 100 milyon sperm elde etmiş.. ilacın içeriği çakşır otu , çemen tohumu ekstersi ve zencefil eksteri ..
SABAH :hakiki köy yumurtası sarısı 1tane bagdat hurması 1 tahta kaşıgı YAPILIŞI:1 KİLO BAL 350 GR ÖGÜTÜLMÜŞ POLEN--20 GR. ARI SÜTÜ --20GR KIRMIZI KORE GİNSENG-HİNDİSTAN CEVİZİ AMA BU CEVİZ GİBİ TOP TOP OLACAK ONU SEN ÖGÜTECEKSİN ETRAFINIDA JELATİNLE sar ışık almasın mutlaka tahta kaşık olmalı aç karnına bunlar bir avuç fındık 1 tane l.arginine l carnitine- spırulina ballı süt bir su bardagı kahvaltı sofrasında hakiki tere yagı bal-yeşil biber mutlaka var
ÖGLEN DR.UN VERDİGİ KLOMEN 1 TANE ÇAKŞIR OTU KÖKÜ BİR SU BARDAGI SÜTLAÇ İÇİNDE VANİLYA VAR AMA MARKETLERRDEKİ DEGİL bu biraz pahalı aktarlardan alacaksın genelde etli sebze yemekleri AKŞAMA:
en az 200 gr kabak çekirdegi yanında ballı süt 1 su bardagı
keçi boynuzu kürü --havuç suyu cola yok, çay,hahve,kafeinli tüm içecekler yok
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #10 : 15 Ekim , 2008, 13:28:30 » |
|
Hamile kalabilmek için doğal metodlar
BU BÖLÜMDE SİZLERE, HER ZAMAN BİLDİĞİMİZ, ÇOĞU ZAMAN KULLANDIĞIMIZ, ÇOĞU ZAMAN DA ADINI BİLİP KULLANMAYI AKLIMIZA GETİRMEDİĞİMİZ BAHARATLARDAN BAHSEDECEĞİZ.
KARANFİL: HAMİLE KALMAYI KOLAYLAŞTIRIR. HER GÜN YEMEKLERDEN SONRA ALINAN BİR KARANFİL HEM AĞZINIZIN HOŞ KOKMASINA HEM DE HORMONLARINIZIN ÇALIŞMASINA YARAR. HAMİLELİKTE RAHİMİ KUVVETLENDİRİR. NORMAL DOĞUM YAPACAK OLANLAR, DOĞUMA BİR AY KALA HER GÜN BİR ÇAY BARDAĞI SICAK SUYA 1 KARANFİLİ 5 DAKİKA DEMLEYİP İÇERLERSE DOĞUMLARI DAHA KOLAY OLUR.
SAFRAN: YUMURTALIKLARI GELİŞTİRMEDE ETKİLİDİR. HAMİLE KALMAYI KOLAYLAŞTIRIR. AYRICA SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR. YEMEK YENECEĞİ ZAMAN ÜSTÜNE SERPİLİR. (0. 5 MG)
ŞERBETÇİOTU: BOL KADINLIK HORMONU İHTİVA EDER. BİR LİTRE SUYA 30 GR ATILARAK 10 DAKİKA DEMLENDİRİLİR. GÜNDE 3-4 BARDAK İÇİLİR. AYRICA İYİ UYKU VERİR.
TARÇIN: HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR. BEYAZ AKINTIYI GİDERİR. VÜCUDUN DAYANIKLILIĞINI ARTIRIR. BİR BARDAK SUYA YARIM KAHVE KAŞIĞI KATILIP İÇİLEBİLİR.
NANE: HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. TAZE OLARAK SALATALARA EKLENEREK YENEBİLİR. BİR LİTRE SUYA 10 GR KONARAK DEMLENİR, BU KARIŞIM SU YERİNE İÇİLEBİLİR. SANCILI REGL DÖNEMLERİNDE NANE ÇAYI RAHATLATICIDIR.
BİBERİYE: TÜM HORMON VE SALGI BEZLERİNİN DENGELİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR. KANSIZLIK VE ZAFİYETİ GİDERİR. ÖZELLİKLE HANIMLARDA BEYAZ AKINTIYI KESER.
ZATER: CİNSEL GÜCÜ ARTIRIR. ZİHİN YORGUNLUĞUNU GİDERİR. RUHEN VE BEDENEN CANLILIK VERİR. KEKİK GİBİ KULLANILIR. TOZ HALİNDE YEMEKLERİN ÜZERİNE SERPİLİR
PAPATYA: DÜZENLİ ADET GÖRMEYİ SAĞLAR. HORMON DÜZENLEYİCİSİDİR. GÜNDE İKİ- ÜÇ BARDAK İÇİLİR. BİR BARDAK SUYA 5 ADET PAPATYA UFALANIP 10-15 DAKİKA DEMLENİR.
REZERYAN: HORMON DÜZENLEYİCİSİDİR. HAMİLE KALMAYA YARDIMCI OLUR. ET, FASULYE, LAHANA GİBİ YİYECEKLERİN ÜZERİNE BİR KAHVE KAŞIĞI KONUR.
ADAÇAYI: HORMON EKSİKLİĞİNİ GİDERİP HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. BİR BARDAK SICAK SUYA ÜÇ YAPRAK ADAÇAYI BEŞ DAKİKA DEMLENDİRİLİP İÇİLİR. KALBE DE İYİ GELİR. SIKÇA İÇİLDİĞİNDE TÜM BEDENİ GÜÇLENDİRİR. DÖLYATAĞI HASTALIĞI OLAN HANIMLARIN ARASIRA ADAÇAYI OTURMA BANYOSU YAPMALARI İYİ OLUR. OTURMA BANYOSU İÇİN; İKİ AVUÇ DOLUSU YAPRAK ADAÇAYI SOĞUK SUDA GECE BOYUNCA BEKLETİLİR. ERTESİ GÜN KAYNAMA NOKTASINA KADAR ISITILIP BANYO SUYUNA EKLENİR. BANYO SUYU BÖBREKLERİN ÜSTÜNE KADAR ÇIKMALIDIR.
BİRA MAYASI: BÜTÜN SALGI BEZLERİNİ UYUMLU OLARAK ÇALIŞTIRIR.
HARDAL : BÜTÜN HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR.
KİMYON : SİNİR SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRİR ADETİN NORMAL VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR.
YULAF EZMESİ: HORMONLARI DÜZENLER. VÜCUDUN DİRENCİNİ ARTIRIR. SABAHLEYİN KAHVALTIDA YENDİĞİNDE GÜN BOYU TOK TUTAR. AKŞAMLARI SALEP GİBİ İÇİLİP YATILABİLİR.
VANİLYA: CİNSEL GÜCÜN ARTMASINA NEDEN OLUR. VÜCUDU VE SİNİRLERİ GÜÇLENDİRİR. DEPRESYONA İYİ GELİR.
ÇAM FISTIĞI : HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. PORTAKAL ELMA, ARMUT GİBİ MEYVA VEYA BİR SEBZE ÜZERİNE YENMELİDİR. YOKSA PEKLİK YAPABİLİR. TEK BAŞINA YENMEMELİDİR.
SUSAM: TAHİN OLARAK YENMELİDİR. TÜM ORGANLARIN DÜZENLİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR.
AYÇEKİRDEĞİ: BOL ''E'' VİTAMİNİ VE ''PROTEİN'' İHTİVA EDER. CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. AYÇİÇEK YAĞINDA DA ''E'' VİTAMİNİ VARDIR. BÜTÜN YEMEKLERDE RAHATLIKLA KULLANILABİLİR.
ÇÖREKOTU : TÜM SALGI BEZLERİNİ ÇALIŞTIRIR. . ÇORBA, EKMEK, PİDE VE KURABİYE ÜZERİNDE EKİLEREK YENİR. GÜNDE BİR TUTAM YETERLİDİR.
DEFNE: BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİNİN DÜZENLİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR. HER TÜRLÜ ET VE BALIK YEMEĞİNDE KULLANILABİLİNİR.
KARABİBER: TÜM VÜCUDU UYARIR. KADINDA VE ERKEKTE CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. KANSIZLIĞI GİDERİR. BOL İDRAR SÖKTÜRÜR. SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR.
ACI KIRMIZI BİBER: TÜM SALGI BEZLERİNİ ÇALIŞTIRIR. VÜCUTTAN SU BOŞALTIR. KADINLARDA VE ERKEKLERDE CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR.
KİŞNİŞ: KADINLARDA ADETİN NORMAL VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR. TÜM HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. BEBEKLİ ANNELERİN SÜTÜNÜN ARTMASINI SAĞLAR.
ZENCEFİL: TÜM VÜCUDU UYARARAK BEDENEN VE RUHEN GÜÇ KAZANDIRIR. KADIN VE ERKEKTE CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR.
KEKİK: KADINLARDA REGL ZAMANINDA AĞRISIZ KRAMPSIZ GEÇMESİNE YARDIM EDER. KADIN VE ERKEKTE CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. BOL İDRAR SÖKTÜRÜR. KEKİKLE KARIŞTIRILMIŞ BAL YENMESİ ORGANİZMAYI GÜÇLENDİRİR VE DENGEYE KAVUŞTURUR.
FESLEĞEN: KADINLARDA ADETİN DÜZENLİ VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR. HAMİLE KADINLARIN DOĞUMUNU KOLAYLAŞTIRIR.
ÖKSEOTU: HORMON DENGESİNİ DÜZENLER, KAN BASINCINI DENGELER, MENAPOZ DÖNEMİNDEKİ SIKINTILARI DA RAHAT ATLATMAYA YARDIMCI OLUR. TAZE BİTKİ ÖZSUYU ÇOK DEĞERLİDİR. ÖKSEOTU GÜZELCE YIKANARAK NEMLİ DURUMDA MİKSERDE SIKILMALIDIR. BU ÖZSUDAN 25 DAMLA BİRAZ SUYUN İÇİNDE KAHVALTIDAN YARIM SAAT ÖNCE VE YATMADAN ALINMALIDIR.
CİVANPERCEMİ: ADET KANAMALARI DÜZENSİZLİKLERİNDE ÇAYININ İÇİLMESİ İYİ GELİR, YUMURTALIK İLTİHAPLANMALARINDA OTURMA BANYOLARI ALINIR. DÖLYATAĞI KAYMASINDA, MİYOMLARIN GİDERİLMESİNDE DE OTURMA BANYOLARI BAŞARI İLE KULLANILIR.
ARSLANPENÇESİ: ADETGÖRME DÜZENSİZLİKLERİ, RAHİM AKINTISI, RAHİM ŞİKAYETLERİ, MENAPOZ ÇAĞINDA ETKİLİDİR. DÜŞÜK YAPMAYA YATKIN KADINLARDA BEBEĞİN RAHİMDEKİ DURUMUNU GÜÇLENDİRİR.
SARIBALLIBABA: DÖLYATAĞI GEVŞEKLİKLERİNDE DÖLYATAĞI KASLARI YORGUNLUKLARINDA YARARLIDIR. 3 AYDAN İTİBAREN İÇİLMELİDİR. RAHİM VE ADET DÜZENSİZLİKLERİNDE GÜNDE İKİ FİNCAN ÇAYI YETERLİDİR. SİNİRSEL UYKUSUZLUKLARDA VE TÜM KADIN HASTALIKLARINDA BAŞARI İLE KULLANILIR.
ÇOBANÇANTASI: DÖLYATAĞI KANAMALARINDA ETKİLİDİR
Bitki Çayları
REZENE: BİR BARDAK SICAK SUYAYARIM KAHVE KAŞIĞI KONARAK ÇAY GİBİ GÜNDE 2-3 BARDAK İÇİLİR.
SALEP: BİR LİTRE SUYA 5 GR KONULUR. SICAK SUYA TARÇIN EKİLEREK ETKİSİ ARTIRILIR.
TARÇIN: BİR BARDAK SUYA YARIM KAHVE KAŞIĞI KONUR VR ŞEKER KATILARAK İÇİLİR. GÜNDE ÜÇ BARDAK İÇİLEBİLİR.
TARHUN OTU: TAZE OLARAK SALATA İÇİNDEDE KULLANILIR. BİR BARDAK SUYA172 ÇAY KAŞIĞI DEMLENİP GÜNDE 2-3 BARDAK İÇİLİR.
ŞERBETÇİOTU: BİR LİTRE KAYNARSUYA30 GR KONUR10 DAKİKA DEMLENİP GÜNDE 3-4 BARDAK İÇİLİR.
ADAÇAYI : BİR BARDAK KAYNAR SUYA 2 YAPRAK KOYUP 10 DAKİKA DEMLENİR YEMEKLERDEN ÖNCE BİRER BARDAK İÇİLİR.
ANASON: BİR BARDAK KAYNARSUYABİR KAHVE KAŞIĞI KARIŞTIRILIR. 10 DAKİKA SONRA ŞEKER KONUP İÇİLİR. GÜNDE İ2-3 BARDAK YETERLİDİR. REGL OLUNCA VE HAMİLE İKEN İÇİLMEMELİDİR.
DEREOTU: BİR BARDAK SICAK SUYA BİR KAHVE KAŞIĞI KOYUP 10 DAKİKA BEKLEYİP SÜZÜLÜR. GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR.
PAPATYA: BİR BARDAK SICAK SUYA 5 ADET PAPATYA UFALANIP KOYULUR 5-10 DAKİKA DEMLENİP İÇİLİR. GÜNDE İKİ BARDAK YETERLİDİR.
FESLEĞEN: BİR BARDAKSUYA BİR KAHVE KAŞIĞI KONUP 10 DAKİKA DEMLEYİP SÜZÜLÜR. GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR.
KARANFİL: BİR ÇAY BARDAĞI SICAK SUYA BİR DİŞ KARANFİL TOZ HALİNDE DÖVÜLÜP KONUR. ŞEKER KOYUP İÇİLİR.
KEKİK: BİR ÇAY BARDAĞI KAYNAR SUYA YARIM KAHVE KAŞİĞİ KEKİK KONUR BEŞ DAKİKA SONRA SÜZÜLÜP İÇİLİR. GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR.
KİMYON: BİR ÇAY BARDAĞI SUYA YARIM KAHVE KAŞIĞI TOZ KİMYON KARIŞTIRILIP İÇİLİR. YEMEK ÜZERİNE İÇİLMESİ GEREKİR.
KİŞNİŞ: YARIM KAHVE KAŞIĞI TOZ KİŞNİŞBİR BARDAK SUYA KARIŞTIRILIR. YEMEK ÜZERİNE İÇİLMESİ GEREKİR.
BİBERİYE( KUŞDİLİ) : BİR LİTRE SICAK SUYA BİR TATLI KAŞIĞI TOZ BİBERİYE KONUR. GÜN BOYU SU YERİNE İÇİLİR.
LAVANTİN: YARIM LİTRE KAYNAR SUYA BİR KAHVE KAŞIĞI,BİR LTRE SUYA DA 5 GR KADAR KONURON DAKİKA DEMLENİP İÇİLİR. İKİ YEMEK ARASINDA İÇİLMESİ GEREKİR DEVAMLI İÇİLMEMELİDİR. KUSMA YAPAR. REGLİN ZAMANINDA VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR.
NANE: BİR LİTRE SUYA 10 GR KONUP DEMLENİR VE SÜZÜLÜR. SU YERİNE İÇİLİR.
MERCANKÖŞK: BİR BARDAK SUYA BİR KAHVE KAŞIĞI KONUR 10 DAKİKA DEMLENİR VE İÇİLİR GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR. MEYVE VE SEBZE SULARIKATI MEYVE PRESİNİZLE ÇEŞİTLİ MEYVE VE SEBZE SULARINI KARIŞTIRIP OLAĞANÜSTÜ GÜZEL KARIŞIMLAR ELDE EDECEKSİNİZ
MEYVELERİN SULARI TATLI OLDUĞUNDAN KARIŞTIRDIĞINIZ SEBZELERİN SULARI HİÇBİR ŞEKİLDE FARK EDİLMİYECEKTİR. VÜCUT DİRENCİNİZİ DE AYNI ZAMANDA ARTIRIP SAĞLIĞINIZI KAZANACAKSINIZ. SEBZE SULARINA HAVUÇ VE ELMA SUYUNU BİRLİKTE VEYA AYRI AYRI KATTIĞINIZDA BUTÜN SULARIN SON DERECE HOŞ LEZZETTE OLDUĞUNU FARKEDECEKSİNİZ. BUNLAR NELER HEP BERABER BAKALIM:
* LAHANA+HAVUÇ+ KEREVİZ SUYU (İSTENİRSE ELMA SUYU DA EKLENEBİLİR) * KARNIBAHAR+HAVUÇ+MAYDANOZ SUYU (İSTENİRSE ELMA SUYU DA EKLENEBİLİR) * KARNIBAHAR+HAVUÇ+ELMA * SUYUARMUT+ELMA * SUYUBROKOLİ +HAVUÇ+ÜZÜM * SUYUSARIMSAK+MAYDANOZ+KEREVİZ+ELMA * SUYUHAVUÇ+PATATES+TERE+MAYDANOZ * ISPANAK+ HAVUÇ+ELMA+ZENCEFİLPANCAR * YEŞİLLİĞİ+ELMA+HAVUÇ+MAYDANOZBRÜKSEL * LAHANASI+HAVUÇ+ELMA * 1/4 LAHANA+HAVUÇ+KEREVİZ+ELMA SUYU+SARIMSAK(BİR DİŞ) * HAVUÇ+ ELMA+ZENCEFİL+ MAYDANOZ * HAVUÇ+KEREVİZ+PANCAR+ELMA+BUĞDAY FİLİZİ+MAYDANOZ * ARMUT+ELMA SUYU BİRLİKTE İÇİLMELİDİR.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #11 : 15 Ekim , 2008, 13:29:19 » |
|
Gebeliğin oluşma mekanizması
Siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen süredir. Normalde bu süre 28 gün olmasına karşın 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır.
28 günde bir adet gören, yani siklusu 28 gün olan bir kadının ovulasyon (yumurtlama günü) sıklıkla (şart değil) 14. gündür. Adet görme mekanizması beyinde gerçekleşen olaylar Her adetin ilk günü beyinde hipotalamustan salgılanan GnRH adlı hormon, hipofizden folikül stimule edici (uyarıcı) hormon (FSH) salgısını uyarmaya başlar. FSH etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir folikül (yumurta hücresini barındıran yapı) olgunlaşmaya başlar. Bu folikül olgunlaştıkça östrojen hormonu üretimi artar, östrojen üretimi arttıkça hipofiz bölgesinden salgılanan luteinizan hormon (LH) miktarı artar. Folikül olgunlaştıkça giderek içi sıvı dolu ufak bir kese haline gelir.
Yumurtalıkta gerçekleşen olaylar Folikül yaklaşık olarak 16-20 milimetre çapına eriştiğinde östrojen hormonu da kanda maksimum seviyeye ulaşır ve bu da LH seviyesinin giderek daha da artmasına neden olur. LH piki (LH'ın en yüksek seviyeye ulaştığı an) olduğunda folikül çatlar ve içindeki oosit (yumurta hücresi) serbestleşerek Fallop tüpünün içine girer.
Folikül çatladıktan sonra "çatlama bölgesinde" corpus luteum (sarı cisim) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı bu defa östrojen hormonuna ek olarak progesteron hormonu da üretmeye başlar. Gebelik oluşmazsa bu yapının işlevi 14 günde biter. Gebelik oluştuğunda ise gebelik ürününü "desteklemek" için bu yapı yaklaşık 10. haftaya kadar progesteron salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren "gebelik ürünü" kendi progesteronunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.
Uterusta gerçekleşen olaylar (uterus=rahim) Uterusun içi endometrium adı verilen bir tabakayla kaplıdır. Endometrium östrojen etkisiyle kalınlaşır ve yumurtlama sonrası devreye giren progesteron hormonunun etkisiyle döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin implantasyonu (yerleşmesi) ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirilir.
Neden kanama olur? Corpus luteumun ömrü siklus kaç gün olursa olsun her kadında 14 gündür. Bu süreye yaklaştıkça corpus luteumun progesteron salgısı giderek azalır ve kandaki progesteron iyice azaldığında endometrium tabakası desteğini kaybederek "dökülmeye" başlar. İşte bu dökülme kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır. Corpus luteum ömrünün kısıtlı olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet gören bir kadında ovulasyon 14. günde olmaktadır, demek ki kadın örneğin 30 günde bir adet görüyorsa bu kadında 30-14=16. gün ovulasyon günüdür. Aksine 26 günde bir adet gören bir kadında 26-14=12. gün ovulasyon günüdür. Döllenme ve takiben gebeliğin başlaması Salgılanan oositin ömrü 12-24 saattir. Bu süre içinde oosit sperm hücreleriyle karşılaşır ve şartlar uygun olursa sperm hücrelerinden biri oositin içine girerek fertilizasyon (döllenme) olayını başlatır. Daha sonra sperm-oosit birleşmesinden oluşan blastosist endometriumda uygun bir yer bulup yerleştiğinde implantasyon gerçekleşir.
Artık gebelik süreci başlamıştır. İmplante olan hücrelerden beta HCG adlı hormon salgılanır ve hücreler de hızla çoğalarak embriyo oluşumunu başlatırlar.
Eğer yumurtlama sonrası gebelik oluşursa corpus luteumun ömrü uzar ve progesteron salgısını sürdürmeye devam eder. Böylece gebelik oluştuğunda porgesteron salgısı azalmadığından endometriumda "dökülme" yani adet kanaması gerçekleşmez. Corpus luteum progesteron desteğini, bu görevi gelişmekte olan gebelik ürünü devralana kadar devam ettirir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #12 : 15 Ekim , 2008, 13:30:41 » |
|
PREGNYL İÇERİĞİ HAKKINDA
HCG:(Human Chorionic Gonadotropin) Bizde tanınan ilaç ismi "Pregnyl" dir. A.P.L., Choragon, Chorex, Gestyl, Gonadotraphon, Gonic, Physex Profasi v.s. ticari isimleri altında, Wyeth, Biomed PL, Ferring G. Dunhall U.S., Amsa I, Schering, Serono, Organon ilaç firmaları tarafından ve onların patenti altında birçok ülkelerde üretilerek 1.000-5.000-20.000 IU (İnternetional Units) üniteler halinde piyasada bulunmaktadır. 10 cc lik küçük şişelerde iğne halinde üretilmektedir. Ayrıca veteriner türleride vardır. Son zamanlarda deyişik ünitede versiyonlarıda bulunmaktadır.
Steroid olmamasına rağmen, steroid kullanan çok sayıda sporcunun ek olarak kullandığı destek ilacıdır.
Hamile kadınların idrarından elde edile, naturel bir insan plesentasıdır. Erkek hormonu değildir. Ancak erkeklerin testislerinin daha fazla testosterone üretmesini sağlamaya yarar. Sporcuların kullandığı aşırı testosteron ihtiva eden steroidler erkek vücudunun kendi normal üretimini durdurur. Pregnyl ise, bu üretime yardımcı olarak vücudun erkeklik hormonu seviyesini yükselterek, testisleri çalıştırır. Çok çabuk etki ederek, testosteron seviyesini vücudun orjinel dengesine getirir. Bu yüzden testislerin çalışmasını durdurmaması ve erkeklik kaybı olmaması için, uzun süreli ve yüksek dozlardaki steroid kullanımlarında gereklidir.
Vücuda dışarıdan fazla olarak verilen steroidler sebebiyle, hormonları idare eden hipofiz, vücutdaki aşırı erkeklik hormonu artışını dengelemek için, testislerdeki normal üretimin durdurulması sinyallerini verir. HCG (pregnyl) ise, vücutdaki testosterone'nin seviyesini çabucak yükseltir. 2. iğne 2-4 gün sonra yapılır. Normal şartlarda, haftada 1.000-2.000 IU arasında kullanılmaktadır. Fazlası, gynecomastia(meme büyümesi), fazla su tutma, sex artışı, ruhi dengesislik, baş ağrısı ve yüksek tansiyona yol açar. HCG erkeklerde androjen seviyesini %400 arttırır. Bu çok bürük bir artma seviyesidir. Bir açıdan erkeklik organını koruduğu gibi, steroidlerin daha da yüksek miktarda kullanılarak, etki sahasını arttırır. Bununla beraber Östrajen seviyesi de doğal olarak yükselir. Çok fazlası, sabah kusma bulantılarına sebeb olmaktadır.(Ö.Baysaling/Doping/s.127-128)"
Unutmayınki HCG steroid deyildir. Vücutdaki androjeni aynı steroidlerde olduğu gibi yükseltir, aradaki fark steroid dışarıdan alınan hazır testosterondur, Pregnyl ise vücutdaki hormon üretimini kamçılar ve vücutdaki hormon seviyesini yükseltir.
Dikkat edinki bu ilaç durup dururken kullanılmaz, özellikle androjenik etkisi yüksek olan steroidlerden (Sustanon, Anapolan vb.) sonra kullanılır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #13 : 15 Ekim , 2008, 13:31:24 » |
|
Anne olmaya karar vermeden önce :
Anne baba olmak veya olmaya karar vermek içgüdüsel bir davranış olduğu kadar düşünülmesi ve doğru zaman için karar verilmesi gereken bir davranıştır. Bazıları kendileri için doğru zaman olduğunu birden hissederler. Bazıları için ise bu o kadar kolay değildir. Onlar yeni bir insan ve yeni bir hayat için gerekli sorumluluğu en doğru şekilde taşıyıp taşıyamayacaklarını düşünürler. Sevmek, eğitmek, öğretmek, paylaşmak, O acı çektiğinde acı duymak, aylarca gecenin bir yarısı onun için uyanmak, sosyal hayatınıza bir süre ara vermek ya da değişiklikler yapmak..... ne muhteşem bir şey değil mi? Ana baba olmak bize hayatı öğreten bir şey ve belki de hayatımız boyunca alacağımız en büyük sorumluluk.
Adım 1: İyi Arkadaş, iyi eş iyi aile olabilmek Sevgi dolu bir ilişki; çocuğunuzla paylaşacağınız ve onun en çok ihtiyaç duyacağı şey bu. Para, düzen, işiniz ve çocuğun hayatınızda yapacağı diğer tüm değişiklikler bundan sonra gelecek. Çocuğunuza karşı taşıdığınız en büyük sorumluluk ona sevgi dolu bir aile ortamı sunabilme ve onunla iyi bir arkadaşlık kurabilmenizdir.
Adım 2: Kendinizi daha iyi tanımalı ve kendinizi daha fazla sevmelisiniz Öncelikle kendinizi tanımalı, kendinizi sevmeli ve bu hayat yolculuğunda artık başka birine yardım etme ve yol gösterme işine hazır olduğunuzu hissetmelisiniz. En önemlisi de yeni bir hayat arkadaşı ile paylaşacağınız o sevgiyi içinizde duymalısınız.
Adım 3: Finansal durumunuz elverişli mi? Çocuklarımıza eşyaları değil, kendimizi ve sevgimizi sunmalıyız. Bir çocuk sahibi olabilmek ve onu büyütebilmek için finansal durumunuzun iyi olması gerekmekle birlikte, acil durumlar için yeteri kadar sevgiye sahip miyiz? Lüks bir ev, iki Cherokee jeep ve bir yat her acil durumda işe yaramayabilir.
Adım 4: Espri anlayışınız En önemli şey; çocuğunuz kedini diş macunu veya jöleye buladığında, aynanıza rujunuzla yazılar yazdığında, halılarınıza, koltuk takımlarınıza yepyeni desenler eklediğinde buna gülebilmektir. İnanın böyle durumlarla sık karşılaşacaksınız ve böyle zamanlarda espri anlayışınız dışında hiç bir şey size yardım edemez.
Adım 5: Yukarıdakilerin hepsi evet se : Yu karıdaki dört yaklaşıma da tamam cevabı veriyor başınıza gelecekleri varoluşun değişmez kuralları olarak görebiliyorsanız, beklemenize gerek yok.
Hayırlı müjdeli haberlerinizi almamız dileğiyle...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Angel
|
 |
« Yanıtla #14 : 15 Ekim , 2008, 13:32:11 » |
|
Hamile kalmadan aşı yaptırmak gerekir mi?
Doktorunuzla şimdiye kadar yaptırdığınız aşılarınızı konuşup, su çiçeği ve kızamıkçık gibi hamile kalmadan önce tamamlamanız gereken aşıları planlayabilirsiniz.
Hamilelikte geçirilebilecek bazı hastalıklar hem anne hem de bebek açısından ciddi risk oluşturabilmektedir. Bu nedenle hamile kalmayı planlayan bir kadının hamile kalmadan önce bu hastalıklara karşı korunuyor olduğundan emin olması gerekmektedir. Bu hastalıklar içerisinde en önemlisi kızamıkçıktır. Kızamıkçık hamilelik döneminde geçirildiğinde Doğumsal Kızamıkçık Sendromu adı verilen ve anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelen bir tablodur.
Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık geçiren bir annenin bebeğine de kızamıkçık virüsünü bulaştırması sonucunda bebeklerin %95’i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali, enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamilelikten sonra).
Bu nedenle hamile kalmayı planlayan doğurgan yaştaki kadınların kızamıkçık geçirdiklerini ve buna bağlı olarak kızamıkçığa karşı bağışık olduklarını göstermeleri (kan testi ile) ya da kızamıkçık geçirmediler ise mutlaka kızamıkçık aşısı ile korunuyor olmaları gerekmektedir. Kızamıkçık aşısı olacak anne adaylarının unutmaması gereken en önemli nokta aşıdan sonra en az bir ay süreyle hamile kalmamalarıdır. Kızamıkçık aşısı hamile kadınlara uygulanmaz.
Suçiçeği hastalığı hamilelikte geçirildiğinde bebek açısından hastalığın geçirildiği dönem ve ağırlığına bağlı olarak risk yaratabilmektedir. Hamileliğinin ilk 6 ayında Suçiçeği geçiren anne adaylarının bebeklerinin yaklaşık olarak %2’sinde Doğumsal Suçiçeği Sendromu adı verilen çeşitli organ bozukluklarının bir arada görüldüğü bir tablo oluşur. Bu organ bozuklukları genellikle kol ve bacakların gelişmemesi, katarakt, göz kürelerinin küçük kalması, görmeyi sağlayan göz tabakalarının etkilenmesi, ses telleri felci ve merkezi sinir sistemi bozuklukları gibi çeşitli sakatlıklar yaratacak ciddi bozukluklardır. Hamileliğin 7. ve 21. haftaları arasında Suçiçeği geçirilmesi bebeğin anne karnında etkilenip yukarıdaki bozuklukların oluşması için en riskli dönemdir. Bu nedenle hamilelik öncesinde suçiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış ve hamile kalmayı planlayan anne adaylarının en az 1 ay ara ile iki doz olarak suçiçeği aşısı yaptırmaları önem taşımaktadır. Eğer suçiçeği geçirilip geçirilmediği hatırlanmıyor ve laboratuar tetkikleri ile de ortaya konma olanağı yok ise anne adayı mutlaka aşılanmalıdır. Bu arada yine unutulmaması gereken nokta suçiçeği aşısı uygulandıktan sonra en az 1 ay süreyle hamile kalınmaması gerektiğidir. Hamilelikte suçiçeği aşısı uygulanmaz.
Hamile kalmadan önce ya da planlanmamış bir hamilelik geçiriyorsanız hamilelik sırasında yaptırabileceğiniz bazı aşılar sizin için olduğu kadar bebeğiniz için de büyük önem taşımaktadır. Vücudumuzun bağışıklık sistemi hastalıklara karşı bizi korur. Vücuda giren mikroplar çoğalarak hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ilk defa karşılaştığında bu mikropla ile tanışır ve antikor adı verilen ve bu mikroba karşı koruyucu görev yapan proteinler üretmeye başlar. Ancak antikor üretimi belli bir süre alacağı için bu arada hastalık başlar. İlk karşılaşmada üretilmiş olan antikorlar kanda yıllarca kalır ve aynı mikropla yeniden karşılaşınca hemen tanır ve mikrobu hızla yok ederek hastalığı önler. Yani hastalık etkeni ile vücut yeniden karşılaştığında halihazırda antikorları bulunduğu için hemen harekete geçip onu çoğalıp hastalık oluşturmasına fırsat vermeden yok eder. Bağışıklık sistemi son derece başarılı bir sistemdir ve bizler bu yüzden aynı mikroplarla yüzlerce kez karşılaşmamıza rağmen hastalıkları sadece bir kez geçiririz. Aşılarla vücuda, hastalığa neden olan mikrobun inaktive (ölü) veya canlı ancak hastalık yapamayacak kadar zayıflatılmış hali verilir. Bağışıklık sistemimiz aşılarla verdiğimiz mikroplara karşı da aynen doğal mikropla ile karşılaştığı zaman geliştirdiği cevabı verir. Sonuçta aynen hastalığı geçirdiğimizde elde ettiğimiz gibi uzun süreli hatta bazen ömür boyu koruma elde ederiz. Sonuçta cevap mekanizması aynıdır, tek fark aşıların koruyucu cevabı bizler hastalanmadan oluşturmasıdır.
Geçirmiş olduğunuz hastalıklar ve yaptırmış olduğunuz aşılar sayesinde kazanmış olduğunuz bağışıklık ve o hastalıklara karşı vücudunuzda gelişmiş olan koruyucu antikorlar sizi o hastalıklardan korurken bebeğinizi de koruyacaktır. Nasıl mı? Koruyucu antikorlar bebeğinize de geçebilme özelliğine sahiptir ve daha henüz bebeğiniz mikroplarla tanışmadan onlara karşı korumaya sahip olarak doğacaktır. Bebeğiniz yeni doğduğunda vücudundaki pek çok sistem gibi bağışıklık sistemi de henüz tam gelişmemiş olacaktır. Bu nedenle geçici bir süre için devam edecek olsa bile sizden alacağı koruyucu antikorlar hayatının ilk aylarında bebeğinizin hastalıklara karşı savunmasında en büyük desteği olacaktır. Ancak unutmayınız ki sizin bebeğinize sağladığınız bu koruma sadece birkaç ay gibi geçici bir süre içindir. Bebeğinize kalıcı bir koruma sağlamak için doğumundan itibaren düzenli olarak aşılarını yaptırmanız gerekmektedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|